Ağrı Dağı Tırmanış Raporu
ADU 1 ADU 2 ADU 3

Kullanıcı Girişi

Adudat Kullanıcı Giriş alanı



Ağrı Dağı Tırmanış Raporu Yazdır
Dağcılık - Dağcılık Faaliyetler
hüseyin tarafından yazıldı   
PerÅŸembe, 26 Mart 2009 13:16

Ağrı dağı tırmanış raporu

28.02.2009–06.03.2009         

Bulundurulan Malzemeler:

temel kamp malzemeleri, kazma, krampon, baton, kürek, ip, emniyet kemeri, hms, buz vidası, bivak,  Yardımcı ip   

      Aydın Doğubayazıt yol yorgunluğunu atmak için ilk gün konakladığımız otelden 2 Mart sabahı ayrıldığımızda saat 8.00dı. Kahvaltı yapıp son eksiklerimizi tamamladıktan sonra yola çıktık. Dağa güney rotasından tırmanmak için Eli Mezrasına gitmek zorundasınız. Doğubayazıt İran yolundan 15 dakika ilerledikten sonra sola sapıp toprak yoldan devam ediyorsunuz ve yaklaşık bir saat yoldan sonra Eli mezrasına ulaşıyorsunuz.

     
       Köye vardığımızda bu mevsimde burada kimsenin olmadığını görüyoruz. Terk edilmişe benzeyen köy yaz aylarında oldukça kalabalık ve bölgeye tırmanışa gelen yerli yabancı dağcılarla ve dağcılara rehberlik hizmeti yapanlarla doluyor.Köyden yaklaşık 4 saat yürümeyle 3200 kampına ulaştık. Yaz ayında bu bölgede kar olmadığından 2 saatlik yürüyüşle kampa ulaşmak mümkün. Ayrıca 3800 metre rakıma kadar yaz aylarında araç ulaşabiliyor. Rüzgârın süpürdüğü sırtlardan yürümeyi tercih ediyoruz ancak yinede bölgede ilk defa tırmanış yaptığımızdan ve de rehber almadığımızdan bazen küçük dereleri aşmak zorunda kalıyoruz. Buralarda rüzgârın biriktirdiği kara belimize kadar çökmemek elde değil ve oldukça yorucu. Saatimiz 15.00 ı gösterdiğinde 3200 kampına ulaştık. Vaktin erken oluşundan ve ertesi güne kolaylık olması bakımından bir saat daha ilerliyoruz ve bizi 4200 e götürecek sırt hattının hemen altına kampımızı kuruyoruz. Bölge her türlü hava koşullarında hemen her yere kamp kurulabilecek nitelikte. Biz kampımızı katır yolunun hemen altına rüzgârı bir kayanın arkasına alacak şekilde kurduk. Yaz aylarında buraya kadar araçla gelip direk 4200 e tırmanmak olası ancak yüksek irtifaya uyumu unutmamak lazım. Kış aylarında da tırmanışa erken başlanırsa ilk gün 4200 e ulaşılabilir hatta 1 günde zirve yapıp dönenler bile var. Dağa ilk tırmanışımız olduğundan tırmanışı riske atmak istemiyoruz ve acele etmiyoruz.Sakin bir havanın sürdüğü gecenin sonunda gözlerimizi yeni doğan güne tipiyle açıyoruz. Hava mevsime göre çok soğuk değil yaklaşık -20 derece ancak sisin görüş mesafesini oldukça düşürmesi, rüzgârın savurduğu karların başımızı kaldırmamıza izin vermemesinden dolayı bir gün havanın açılmasını bekleme kararı alıyoruz. Ertesi gün havanın düzelmeme ihtimalini değerlendirip rotayı şaşırmamak için 4200 sırt hattı boyunca yürüyüş yapıyoruz. Yürüyüşümüz yaklaşık rotanın yarısını buluyor ve tırmanmadığımız için pişmanlık duyuyoruz. Günü buz kalıplarından duvar örerek geçiriyoruz. 

     Tırmanışa geçeceğimiz 4 Mart günü çadırımın kapağını araladığımda havanın pırıl pırıl olduğunu görüyorum ve hızla kalkıp ocağı ateşliyorum. Kış tırmanışlarında beni en çok zorlayan olay sıcacık tulumumun içinden dondurucu soğuğa çıkmak ve hazırlanmak. Hızla hazırlanıp kampımızı söküyor ve yola çıkıyoruz. Bir gün öncesinde yağan kar oldukça birikmiş ve bizi oldukça zorluyor. Birazda bölgeye ilk tırmanışımız oluşundan gereğinden fazla malzeme almışız ve yükümüz bir hayli ağır. Bu yıl Gümüşhane’de gerçekleşen çığ kazası ve 11 dağcının hayatını kaybetmesi aklımıza geliyor ve en küçük bir riski bile göze alamıyoruz. Genelde sırt çizgilerinden ilerliyoruz. Cehennem deresinin hemen solundaki sırt hattından ilerliyoruz oysa sırtın biraz solundan direkt 4200 ün altına ulaşmayı hedeflemememiz bizim yaklaşık iki kat daha fazla yol almamıza sebep oluyor. Düzlüklerde biriken kardan geçerken karı kesiyoruz ve tabaka oturtuyoruz. Tabakanın ürkütücü sesi bizi bir hayli korkutuyor ancak eğim olmadığından çığ riski yok tabii. Bunu sadece eğlence için yapıyoruz fakat yinede ürkütücü. Belimize kadar gömüldüğümüz kardan çıkması bir hayli zor. iki sırt hattı arası olan 30 mt yi çökmemek için sürünerek geçiyoruz ancak yinede o ürkütücü sesi duyuyoruz....
      Kamp alanına ulaştığımızda hava kararmak üzereydi. Yüksek bir kayayı siper edip yakın bir zamanda kamp kurulmuş bir alanı düzeltip inanılmaz rüzgâr ve soğuğa karşı çadırımızı kurmakta zorlanıyoruz. Olası fırtınaya karşı çadırı sağlamlıyor ve hemen kendimizi içine atıp ocağımızı ateşliyoruz. 
                                          

           Kış tırmanışlarında bir dağcının yanında bulunduracağı en önemli hayati malzeme ocak ve termos olsa gerek. Karı eriterek elde ettiğiniz suyu içiyorsunuz. Bu suyla yemek yapıp çay içiyorsunuz. Ertesi gün için termosunuzda sakladığınız suda olası durumlar için hayat kurtarıcı olabilir. Kaynar su doldurduğumuz sıcak su torbalarını tuluma atıp tulumun ısınmasını sağlarken bir yandan da yemeğimizi yiyor, su ve mineral kaybımızı gidermek için hazırladığımız ılık toz içecekler tüketiyoruz. Bu gece ki tırmanış planımıza göre hava çok kötü olmazsa zirveye tırmanıyoruz. Ancak sıra dışı bir fırtınayla uyanırsak tırmanışı riske atmamak için bir gün daha burada bekleyebiliriz. Bu günün yorgunluğunu hissetmiyoruz. Dağı gözümüzde çok büyüttüğümüzü konuşuyoruz. Güneşin batışıyla başlayan rüzgârla geceyi geçiriyoruz. Sabah uyandığımızda hafif bir sis ve sisi yarıp kendini göstermek isteyen güneşle karşılaşıyoruz. Anlaşılan hava açılacak ve zirveye çıkabileceğiz. Yine bir tırmanış hevesiyle kalkıyoruz. Birimiz çadırımızın tavanındaki buzları tenceremize toplarken birimiz ocağı yakmaya çalışıyor. Ancak ocak inat ediyor yanmamakta. Benzin basıncı oluşmuyor ki sorun tankın pompasında olsa gerek. Telaşla tamir etmeye çalışıyoruz.1 saatlik uğraşıdan sonra ocağı yere çarpmamaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Termosumuzdaki sıcak sularımızın bir kısmıyla kahvaltı yaparken bir karar almak zorundayız. Hava açık zirve yapmamak elde değil. Fakat kalan suyumuz bizi ancak 4200 e getirebilir. Dağa ilk tırmanışımız olduğundan aynı gün aşağı inip inemeyeceğimizi tartışıyoruz. Bu arada olumsuz bir durumla karşılaşma riskinin olduğu, bunun sonucu etkinliğin 1 gün daha uzayabileceği gibi olasılıklar çıkıyor karşımıza. Fakat işin zor tarafını tırmanıp zirveye çok yakınken ve de işin daha zevkli zamanında geri dönme kararı vermek çok zor. 

 

     Çadırdan çıkıp başımı dağın zirvesine çevirip bir müddet bakınıyorum. Bu arada arkadaşım Mahmut çoktan donan çadırın pollerini soluğu ile ısıtıp sökmeye başladı bile. Bende vakit geçirmeden ona katılıyorum. Kampımızı toplayıp yaklaşık 6 saatlik yürüyüşten sonra Eli mezrasına indik. Bizi buraya getiren araca telefon edip bizi almasını söylüyoruz ve Doğubayazıt’a geri dönüyoruz. Burada otobüs saati gereği bir gün daha kalıp Aydın'a geri döndük. 
        
       Tırmanış sorumlusu Hüseyin AYNUR şöyle diyor: Şubat ayı içinde böyle bir dağın coğrafyası ve hava şartlarıyla mücadele etmeyi tecrübe edindik. Doğrusu daha zor şartlar tahmin ediyorduk ve ona göre hazırlanmıştık. Ocağın bozulması talihsizliği bizi zirveden etti. Yinede dağa çıkabileceğimizi biliyordum ancak grubu tehlikeye atmak istemedim. Dağcılık illaki zirveye ulaşmak değildir, bilakis zirveye ulaşabilmek için verilen mücadeledir ve dağ için: market alışverişinden, bölge araştırmasından tutun etkinlik sonrası malzeme bakımını bile kapsar. Biz bu etkinlik için amacımıza ulaştık, 4200 mt ye kadar tırmanmak büyük bir zevkti. Bize destek olan üniversitemiz yönetimine, hocalarımıza ve de arkadaşlarımıza topluluğum adına teşekkür ederim

Yorumlar

Lütfen Yorum Yazmak veya cevaplamak için kullanıcı girişi yapınız.
LAST_UPDATED2