ADU 1 ADU 2 ADU 3
ERCİYES KIŞ TIRMANIŞI Yazdır
Dağcılık - Dağcılık Faaliyetler
Hüseyin Aynur tarafından yazıldı   
Pazar, 05 Ekim 2008 17:46

 ERCİYES KIŞ TIRMANIŞI            26/28 OCAK 2008

 

            İkinci vizeler ve hemen arkasındaki final sınavları derken yavaş yavaş yaklaşıyordu Erciyes tırmanışı. Ve biz büyük bir hazırlık içindeydik. Erciyes’e bu ilk kış çıkışımız olacaktı. Meteoroloji kayak merkezinde -27 dereceden söz ederken buradan yaklaşık 3 km yukarda ki kamp günümüzü hayal edemiyorduk. Odamın bir köşesine bir ay önceden dağda kullanacağım malzemeleri stoklamaya başlamıştım bile. Her gün bir yenisi eklenen eşyalar orda durdukça beni heyecanlandırıyordu.

       

 

 

   hemen eve gelip cuma son sınavımızdan çıkar çıkmaz son kontrolleri yapıp malzemeleri çantaya yerleştirdim. Diğer arkadaşlarla buluşup otogarda otobüsün gelmesini beklerken bile heyecanlıydık.

            Sabah 7.00 civarında Kayseri’ye 10 km kalmıştı ki biz otobüsün camına yapışmışçasına Erciyes’in zirvesini izliyorduk. Havanın açık olması bize zirve güvencesi veriyordu. Vakit kaybetmeden Develi minibüsleri ile Tekir Yaylası’na geldik.

            Bir an önce kamp alanına çıkıp dinlenmek istiyorduk. Yol boyunca hiç uyumamış, tırmanışa da sabah 3.00 da başlamayı düşünüyorduk.

 

   

 

Prosedür gereği jandarmadan izin almamız gerekiyordu ancak burada hiç beklemediğimiz bir olay karşısında çaresiz kalmıştık.

            Şanssızlık olacak o gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kayak merkezini ziyaret edecekmiş. Kimliklerimize el koyan jandarma akşamüstü 4.30 a kadar dağa çıkmamıza ve bölgede kamp kurmamıza izi vermemişti. Sınav haftası olmasından tırmanış için gereken ön araştırmayı tam

 

yapamamıştık. Dinlenemememiz bize pahalıya patlayacaktı.

            Yol yorgunluğu ve uykusuzluğu ile burada öylece dolaşıp; Gençlik Spor İl Müdürlüğü tesislerinde oturup gün boyu kayakçıları seyrettik. Bu sırada yaptığımız tırmanış programına göre vakit geç olacağından yaklaşık 2,5 km lik kısmı teleferikle aşıp kısa bir yürüyüşten sonra kamp kuracaktık.

            Neyse ki Cumhurbaşkanı’nın yarım saatlik ziyareti sona ermiş; gün boyu çekilmez hale gelen mehter marşı ve İbrahim Tatlıses’in “gülüm benim” şarkısı sona ermişti. Jandarma çıkışımıza izin vermişti ancak zaman geç olduğundan teleferikler kapanmıştı.

            Saat 17.00 sıralarında tırmanmaya başlamıştık. Yaklaşık yarım saatlik yürüyüşten sonra güneş batmış yerini inanılmaz bir rüzgara bırakmıştı. Fenerlerimizin ışıkları ile parlayan teleferik direkleri bize rehberlik ediyordu. Karın sertliği bizi şimdiden krampon kullanmaya zorlasa da yaklaşık 30 kg olan çantamızı sırtımızdan indirip içinden kramponu çıkarmak hiç işimize gelmiyordu doğrusu.

            Teleferiklerin son 3. direğinin yanında kullanılmaz durumda bir dağ evi var. Ancak böyle durumlarda içerisine kamp kurmak çok mantıklı oluyor. Dağ evine ulaşınca hedeflediğimiz kamp alanına gitmekten vazgeçip burada kamp kurmaya karar verdik. Çünkü çığ tehlikesinden dolayı katın sertliğini önceden tayin etmemiz ve de rüzgâra karşı kar duvarı örmemiz gerekiyordu. Bunun için çok geç kalmıştık. Kampı kurduktan sonra koca bir günün açlığını giderecektik. Çantalarımızda ki sularımız çoktan donmuştu. Su elde etmek için termosumuzdaki ılımış suyu kaynatıp; buz kütlesi haline gelmiş şişeyi ters bir şekilde içine koymuştuk. Öyle bir soğuk vardı ki buz su seviyesinin ancak iki parmak üzerine kadar eriyebiliyordu.bardağın kenarından akan bir damla suyun aşağı düşemeden buz tutmasını görmek güzeldi…. Çayımızı içtikten sonra önceki etkinliklerimizde sadece üzerimize örttüğümüz tulumlarımıza kelebeğin kozasına girercesine gömülmüştük.

 

Kamplarda nefret ettiğim bir olaydır çadırın tavanında oluşan suyun sabahları yüzüme damlarken uyanmak. Bu gece saat 2.00 da uyandığımda aynı olayla karşılaşmamıştım. Oluşan su çoktan çadırın tavanında kırağı gibi ince bir tabaka halinde donmuştu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra zirve çantalarımızı hazırlayıp yola çıktık. Kramponların bile tam olarak batamadığı sert buzun üstünde sırt5 rotasını takip ediyorduk. Eğimi 60–70 dereceyi bulan yerlerde yükseldiğimizin farkına varmak muhteşemdi. Bazı yerlerde sanki merdivenden çıkıyorduk. İyi bir başlangıçtı. Hızlı yol alıyorduk fakat rüzgârdan dolayı başımızı yukarı kaldırıp önümüze bakmakta zorlanıyorduk. Uzun yürüyüşten sonra sırta çıkmamıza az kalmıştı ki doğan güneşin ilk ışıkları zirveyi aydınlatmaya başlamıştı. Kısa bir molada birkaç fotoğraf çekmeyi denedim ancak bu soğuktan fazla mümkün olmadı. Eldivensiz kısa sürede durmak insanı her şeyden vazgeçiriyordu.

Engin’in ayakkabısı krampona tam olarak uyum sağlamadığından problem yaratıyor sık sık kontrol etmemizi gerektiriyordu. Bu onu bayağı yormuştu. Çığ balkonlarının arasında yürüyemez hale geldiği oluyordu. İpi sallayarak onu uyarıyorduk. Çünkü buralarda biraz fazla durmak çığı tetikleyecekti.

 

Hörgüç kaya’ya az bir mesafe kalmış eğimde düzleşmişti. Engin çok yorulduğunu zirveye gelemeyeceğini söylüyor; biz çok az kaldığını söyleyerek ısrar ediyorduk. Ama o gelmemekte kararlıydı ve dağcılıkta doğru olanı içindeki sesi dinliyordu. Telsizin birini ona verip sert kar yumuşamadan sırt tan aşağı ilerlemesini karalaştırdık. Arkadaşlarıma söylememiştim ama o sıralar benimde biraz başım dönüyor midem bulanıyordu. Kısa süreli molalarımızda geçiyor fakat hareket edince yine başlıyordu.

Daha önceki tırmanışlarımızda Hörgüç kayanın altından dolaşıp Şeytan deresini sırtına ulaşarak zirveye varıyorduk Fakat kışın burada çığ riski olduğundan Hörgüç’ün sırtından geçecektik. Buradan daha hiç tırmanmamıştık ancak diğer dağcıların raporlarında okuyorduk. Tam olarak nerden tırmanacağımızı bilmiyorduk. Gözümüze kestirdiğimiz bir yerden tırmanmaya başladık. Yarı buz yarı kayada ilerlemek orunda olduğumuzdan zor bir tırmanış oluyordu. Sağlam kaya yapısı olmayışından doğru dürüst emniyet noktası oluşturamıyorduk. Buz vidalarımızın olmayışı bizi tek güvencemiz olan kazmalara bağlamıştı. Yaklaşık üç istasyonluk çıkıştan sonra karda gördüğüm kan izlerinin parmaklarımdan kaynaklandığının farkına vardım. Teknik kazmamız olmadığından burada da klasik kazma kullanıyorduk. Buda elimizin buza çarpmasına ve kanamasına sebep oluyordu. Neyse ki soğuktu ve acı hissetmiyorduk.

Kayanın sırtına çok az kalmıştı ki şeytan boğazı sırtında hiç çığ balkonu olmadığını gördüm. Birkaç gün önce çığ düşmüş olacak ki çok güvenli görünüyordu. Eğer boğazda tırmansaydık şimdiye kadar çoktan zirvede olacaktık.

Güneşin etkisi ile hava ısınıyor çığ riski artıyordu. Geri dönüşü düşünmek zorundaydık. Doğrusu biraz geç kalmıştık. Yorgunluktan bayılacak duruma gelmiştim. Bu kayanın bu kadar zor olduğunu tahmin etmemiştim. Galiba yanlış yerden tırmanıyorduk. Bizden önce tırmana dağcıların krampon izleri kayanın hemen dibinden ilerliyordu. Mahmut eli ile işaret ederek gösterdiği rotadan gitmek istiyordu. Ama burada ara emniyet noktası oluşturamadığımızdan tırmanmayı kabul etmedim. Kaya yapısının çürük oluşu elimizi attığımız bazı kayaların yerinden sökülmesine sebep oluyordu. Birimizin düşmesi ikimizi birden ölüme götürebilirdi. Başka yerlerden geçmeyi denedik ancak artık zirveye varabileceğimizi artık düşünmüyorduk. Bu rota karışıklığı çok uzun sürmüş bizi yormuştu. Tabii ki geri dönmeyi de düşünmeliydik…

Tırmanmaktan vazgeçip geri dönmeye karar verdik. Dağcılıkta geri dönüşler her zaman daha zor ve tehlikeli oluyor. Hele birde zirveye ulaşamayınca hiç çekilmiyor doğrusu.

  

Kazmalarla oluşturduğumuz emniyet noktalarından sırayla birbirimize ip verim kayadan indik Uzun olan sırt rotasından gitmek artık bizim için bir ölümdü. Ama inmeyi düşündüğümüz derenin sırtında da bayağı birikmiş olan buz çığ oluşturabilirdi. Hatta çığ balkonunun bazı yerlerindeki çatlaklar bizi korkutuyordu.

Mahmut kesin kararını vermiş ne olursa olsun, çığ da gelse sırttan gitmeyelim diyordu. Bende aynı fikirdeydim. Çünkü teknik tırmanış ve inişler zor ve tehlikeli olduğu kadar çok ta zevkli oluyordu. Balkondan en güvenli şekilde geçebileceğimiz yeri tespit edip bir kaya çıkıntısından güvenlik almıştık. Mahmut bana ip verirken yavaş yavaş buzun sırtına çıkıp e iyi yeri gözlüyordum. Bu sırada çığ balkonu birden çöktü ve aşağı doğru düşmeye başladım. Kazmayla durmaya çalışıyordum ancak kazmanın tuttuğu buzda beraberinde geliyordu. Neyse ki ipin gerilmesiyle durdum ve yukarı çıktım. Biraz dinlendikten sonra bu sefer Mahut iniyor ben ip veriyordum. Bir ip boyu ilerledikten sonra Mahmut bir kaya çıkıntısından güvenlik alarak benimde oraya ulaşmamı sağladı. Rüzgârın önüne katıp sürüklediği karın sesinden ürperiyor çığın gelmesinden korkuyorduk. Gerçi çığ gelse de kayalıkların dibinden ilerlediğimizden bizi bulmayacaktı. Bu şekilde koca boğazdan zahmetli bir iniş yaptık.

Artık kar batıyor ve yürümemiz daha da zorlaşıyordu. Bu sırada engin kamp alanına ulaştığını telsizden anons etmişti. Kendisinin bizim için çay hazırladığı düşüncesiyle ilerliyorduk. Kısa olan bazı inişlerde buza oturarak kaymak hem eğlenceli hem de vakit kazancı oluyordu. Eğimi çok fazla olan bir yerle karşılaştık ki bir an rotamızı değiştirmeyi düşündük. Ama ben kayarak inmeye alışmıştım. Yine buza oturarak kayacak çok hızlandığında kazmayla duracaktım.

Ancak bu sefer son yıllarda beni en çok heyecanlandıran belki de korkutan bir daha yaşayamayacağımı düşündüğüm bir olay gerçekleşti. Buz iki tabaka halinde olacak ki; tam kaymaya başlayınca birbirinden ayrılıp aşağı doğru müthiş derecede hızlanmıştı. Buz komple hareket ettiğinden kazmada fayda etmiyordu. Artık durmak imkânsızdı. Bu esnada tek hissettiğim heyecandan sertleşen boyun kaslarımın ağrısıydı. Buz tabakası derenin tabanına çakılıp parçalanınca belime kadar buz parçalarıyla gömüldüm. Sırtta kalan ve benim için endişelenen arkadaşımı sakinleştirmek amacıyla iyi olduğumu söyledim. Sıra dışı beklenmeyen bir olaydı bu. Çok tehlikeli bir olay atlatmamıza karşın korku yerini mutluluğa bırakmıştı. Buzların arasında kahkahaya boğulmuştuk. Uzun süre bu olayı bir daha yaşayamayacağımı biliyorum. O anı anlatacak kelimeler olduğunu da sanmıyorum doğrusu…

Küçük bir çığ macerası ardından kısa bir yürüyüşle kamp alanına varabildik.

Üşümemek için tuluma girip uyuya kalan arkadaşımızı uyandırıp bir şeyler atıştırdıktan sonra kayak pistinden yarı yürüyerek yarı kayarak oteller mevkiine indik. Jandarmaya döndüğümüz konusunda bilgi verdikten sonra vakit kaybetmeden evin yolunu tuttuk…

Zirve yapamamıştık ama güzel bir tırmanış olmuştu. Farklı olaylar yaşamamız bakımından da çok mutlu olmuş farklı deneyimler edinmiştik.

 


Yorumlar

avatar Engin Erdoğan
0
 
 
Çok güzel yazmışsın eline sağlık hüseyin beni o günlere geri götürdün,Gerçekten de müthiş bir gündü emin ol bunu torunlarıma bile anlatıcam.;-))))
Lütfen Yorum Yazmak veya cevaplamak için kullanıcı girişi yapınız.
LAST_UPDATED2